Toplumun durduğu yer :Ramazan

    Paylaş
    avatar
    ..::mücahit::..
    YY

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 623
    Yaş : 29
    Nerden : KONYA
    Okul : Seydişehir İhl
    İleti : ..::madem ki ölüm bir defa neden ALLAH için olmasın::..
    Ruh hali :
    Teşekkür : 12
    Puanı : 352
    Kayıt tarihi : 06/08/08
    240809

    gül Toplumun durduğu yer :Ramazan

    Mesaj  ..::mücahit::..


    Akşam ezanı okundu okunacak. Şehrin en kalabalık günü ve belki de en yoğun saati. Akşam sahura kalkılacak!..

    Telaş ve koşuşturmalar ondan. İçimden Fikret`in `Ramazan Sadakası` şiirinden bir mısra geçiyor: `Efendiler, Ramazan`dır... Mübarek akşamdır...` Modern giyimli, orta yaşlı bir kadın, manavın önündeki tezgaha yığılan hurma yığını arasından hangi cins hurma alacağına karar vermeye çalışıyor. Satıcıların önünde adeta kuyruklar oluşmuş. Genci, yaşlısı, zengini, fakiri hepsi de bir Ramazan telaşı yaşıyor. İşten çıkıp çarşı-pazar dolaşan erkek-kadın hemen herkes elinde bir yiyecek poşeti taşıyor. Ramazan simidi bunlar!.. Ramazan`da fiyatları düşürdük, gel abla!.. Haydi Ramazan bereketi bunlar!.. Her taraf Ramazan solukluyor adeta. Manavlar, bakkallar, simitçiler, işportacılar, hep bir ağızdan Ramazan`ın o kendine has iklimini yaşatmak için çabalayıp duruyorlar. İşte bu diyorum, kendi kendime. Toplumun ortalaması burası. Tam da Ramazan`ın durduğu yer... Sekreter kızların işyerinde, adeta bir din alimi edasıyla sağa sola yazdıkları muhtevalı, samimi ve bir o kadar da sanat değeri olan Ramazan mesajlarını düşünüyorum. Sahneye Ramazan`da çıkmayan sanatçıların haberleri gazetelerde yine boy gösteriyor.
    Oruçta sigaraya ara veren tiryakiler, amiri, memuru, işçisi, öğrencisiyle Ramazan`da tek sıra halinde yan yana dizilen farklı görüş, kanaat ve hayat tarzına sahip insanlar... Ramazan`la gelen coşkulu birliktelik... `Ramazan`ınızı tebrik eder, Allah`tan sağlık ve afiyet dolu günler dilerim`. Bu mesaj, hayatında belki de hiç oruç tutmamış birine ait, diyor arkadaşım. Cep telefonuna gelen mesajı okurken gözleri yaşarıyor. `İşte bu da toplumun ortalaması` diyorum ve arkadaşıma sanatçı bir dostumun kandil gecesi beni arayıp kandilimi kutladığını anlatıyorum. Birilerinin renklere, şekillere, sayılara vurarak birbirinden koparmaya çalıştığı insanımızı, kandiller, Ramazan`lar, bayramlar ne kadar da anlamlı bir birliktelik ruhuyla sımsıkı kavrıyor. Arabayla eve giderken, sabahtan akşama kadar garip garip müzikler çalan radyolar arasında dolaşıp doğru dürüst bir kanal aramaya çalışıyorum. İşte tam o sırada, bir spiker, Orhan Baba`nın şarkısını anons etmeden önce, bu geceden, teravihten, sahurdan, yarınki Ramazan`dan bahsediyor. Saygıyla dinleyicilerinin Ramazan`ını kutluyor spiker ve arabesk müzik başlıyor...
    Televizyonların birçoğu, `yarın onbir ayın sultanı: Ramazan` diye haber anonsları yapıyor. Gazeteler, sahur vakitlerini ve teravih saatlerini yazıyor. Çocuklar, büyük bir heyecanla akşama sahura kaldırılma sözünü alıp öylece uyuyorlar. Gece bir ayrı geliyor şehrin üstüne. Genci, yaşlısı, kadını, erkeği ilk teravih için caminin yolunu tutuyor. Çocuklar en arka saflarda işi biraz oyun biraz da ibadet havası içinde kabullenmenin ayrıcalığını yaşıyorlar. Ramazan, yoksul evlere, kimsesizlere, vatandan, evden uzakta hasret ve ümit dolu kalplere bir ferahlık veriyor. İnsanların daha çok iyilik yapma arzusu, yokluğu ve yoksulluğu bir nebze de olsa yaşama ve bir başkasını kendi üzerinden anlama çabası, Ramazan`ı bir karakter eğitimine vesile kılıyor. Okullar, bu yıl da yoksul semtlere gıda dağıtmaya hazırlanıyor, belediyeler büyük çadırlar kurarak yoksulları, yolcuları misafir ediyor. Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüp, Kocatepe, Hacıbayram cıvıl cıvıl... İftar çadırlarının bereketi bütün insanları kuşatıyor. Akşam ezanları hep birden berat ilanında bulunurken, adımlar daha da sıklaşıyor. İşte tam da bu tablonun içinde uzaklarda, çok uzaklarda geçen Ramazan`ları düşünüyorum. İnsanın vatanından, sevdiklerinden uzakta geçen Ramazan`larda yalnızlığı daha bir derinleşiyor. Oralarda Ramazan`ın insana yabancı bir diyarda olduğu hissini veren hali, insanı İstanbul`da geçen eski zaman Ramazan`larının nostaljisine götürüyor. Akşam namazının dalga dalga yayılan serin edası, etrafta bütün bir hayata sinmiş Ramazan kokusu, şekil ve renkte heyecanlaşmış Ramazan duygusu, uzaklardaki garip iklimlerde hissedilmiyor... Etrafınızdaki insanların Ramazan`dan habersiz olması, Ramazan`ı hatırlatan bir iz, işaret veya hareketin olmaması ne büyük talihsizlik!.. Ama işte uzaklarda, çok uzaklarda bir Ramazan`ı yaşamanın ve yaşatmanın aşkı ve vecdiyle sırılsıklam olmuş gönüller de var. Özellikle farklı ülkelerde faaliyet gösteren Türk okullarında, birbirlerine sarılmış beş-on ailenin, Ramazan`ı soluklarıyla yaymaya ve toplumu Ramazan`ın bereketiyle sarmaya çalışması, yabancı diyarları tanıdık bir simaya dönüştürüyor. Oruç tutmayanların da davet edildiği Ramazan iftarlarında sinevizyonda İstanbul`un selatin camilerinin görüntüleri eşliğinde bir davudi ezan okunuyor. Yabancıların kulak kesildiği bu ezan, ruhlarda en güzel davetin ılık esintisini uyandırıyor. Üç-beş genç evlerinde hazırladıkları yemekleri, bazen üniversite kampüslerinde kendilerine tahsis edilen salonlarda, bazen de evlerine davet ettikleri misafirlerine ikram ediyorlar. Gönülleri mest etmenin hazzı... Güzel bir hazzı başkalarıyla paylaşmanın gayreti ve samimiyetiyle Ramazan`ı, Amerika`da, Rusya`da, Afrika kıt`asında, Avrupa`da, Uzakdoğu`da ve Orta Asya`da, neredeyse aynı eda, aynı vecd ve aynı heyecanla yaşıyorlar. Ramazan`lar, daha çok iftar, daha çok yemek yapmak ve daha çok misafir ağırlamak demek uzaklarda, gurbet elde yaşayan eşler için. Evlerde, büyük bir özveriyle çuvallarla pilavlar pişiriliyor. Çorbalar, sulu yemekler ve tatlılar hazırlanıyor. Kimse sormuyor, `niçin`, `neden`, `nasıl` diye!.. Çünkü hayat, hep bir başkasına güzellikler taşımak ve yaşanan hazzı, mutluluğu başkasına da ulaştırmak anlamına geliyor, bu insanlar için. Çevrenizde Ramazan neşvesini efil efil yayan bir çiçek olduktan sonra Ramazan`ı ha İstanbul`da, ha New York`ta, ha Moskova`da yaşamışsınız fark etmez. Önemli olan Ramazan`laşmak ve Ramazan`ı dini, dili, ırkı, rengi, şekli ne olursa olsun bütün insanlara tattırmak ve onun tadıyla gönülleri, ruhları mest etmek!.. Akşam oluyor şimdi... Büyük bir ormanı andıran bu bahçede hava yavaşça kararıyor. Bahçenin kenarında usul usul akan ırmağın rengi kızıllaşıyor. Etraftaki sessizliği ahşap bir evin ikinci katındaki bir yanık ezan sesi süslüyor. Derin bir gurbet akşamındaki hüzün, Süleymaniye`den, Kocatepe`den, Ulucami`den, Çifte Minare`den, Selimiye`den, Kestanepazarı`ndan duyuluyor. Bütün bir memleket ses veriyor buna. `İşte` diyorum yine, `Toplumun durduğu yer, burası. Ezanı, Ramazan`ı, iftarı ve gönül huzuruyla, burada duruyor toplum.` İçimden, o mısraı tekrarlıyorum: `Efendiler, Ramazan`dır... Mübarek akşamdır...`


    _________________
    HERŞEY İNCELİKTEN
    İNSAN KALINLIKTAN KIRILIR (HZ.MEVLANA)



    http://yesilyol.ourtoolbar.com/exe

    YEŞİLYOL TOOLBAR... YÜKLEYİNİZ...
    Bu yazıyı burda paylaş : Excite BookmarksDiggRedditDel.icio.usGoogleLiveSlashdotNetscapeTechnoratiStumbleUponNewsvineFurlYahooSmarking


      Forum Saati Perş. Kas. 23, 2017 2:10 am