...Müslümanı Yüzünden Tanımak...

    Paylaş
    avatar
    RanaNur
    En Yeşilyolcu

    En Yeşilyolcu

    Kadın
    Mesaj Sayısı : 731
    Nerden : Eskişehir
    Okul : Sakarya İlahiyat Fakültesi
    İleti : Hâdim-ul Kur'an / Hâfiz-ul Kur'an..
    Ruh hali :
    Teşekkür : 8
    Puanı : 304
    Kayıt tarihi : 11/08/08

    hhh ...Müslümanı Yüzünden Tanımak...

    Mesaj  RanaNur Bir Perş. Haz. 25, 2009 6:31 pm

    “…Onların, rükû ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar…”1
    Rükû ve secde; namazdan, Allah’a itaat ve ibadetten kinayedir. Maksat namazdır ve Allah’a bütün itaatlerdir. Yani; “Onları -Allah için- namaz kılarken (Allah’a itaat ve ibadet ederken) görürsün, kıldıkları namaz ile, Yaratan’a itaatleri ile tanırsın” denmektedir.
    Bazen bir işin en önemli kısmı söylenerek tamamı kastedilir. “Ekmek parası kazanmak” sözüyle; gerekli bütün ihtiyaçların giderilmesi için kazanılan paranın kastedilmesi gibi…
    Farsça bir kelime olan Namaz, Arapça “salât” kelimesinin karşılığıdır. Salât, aslında bütün ibadetleri kapsar. Namaz, bütün itaatleri, ibadetleri ve duayı bünyesinde barındırdığı için salât, bir bakıma namaza ad olmuştur.
    Namaz; Maddi ve manevi arınmaktır. Temizliktir. Ahlakı güzelleştirmektir. İffeti giyinmektir. Vakti en güzel bir şekilde kullanmanın programlanışıdır. Ne yaptığını bilerek niyeti diri tutmaktır. Bilinci bileyiştir…
    Namaz; Allah’a yöneliştir.
    Namaz; şirke, küfre, haramlara ve bütün haksızlık, ahlaksızlık ve kötülüklere karşı kıyamdır. İşte namazın, insanları kötülüklerden alıkoyması bu sebepledir.2
    Namaz; tekbirdir; Allah’ı, en büyük olarak tanıyıştır. Tesbihdir; Allah’ı, yarattıklarına benzemekten, eksik ve kusurlardan tenzih etmektir. Tahmiddir. Övgüye en çok Onun layık olduğunu kabulleniştir.
    Namaz; Kur’an’dır. Kıraattır. Kur’an’ı tedebbürdür (anlayarak, düşünerek, şuurlu olarak okumaktır). Okuduğu ayetlerle Yaratan’a söz veriştir. Emirlerine boyun eğiştir. Akittir. Ahittir.
    Allah’tan başkasını ilah ve Rab tanımayışın, önlerinde eğilmeyişin, yalnız Allah’ın hükmüne boyun eğişin itirafıdır. Rükûdur, secdedir… en güzel, en önemli ibadettir. Yalnız Allah’a kulluğun ispatıdır.
    Namaz; hakkın önünde diz çöküş, oturuştur. Hakka teslimiyettir.
    Namaz; duadır…
    Namaz zikirdir. Zikrin en güzeli!.. Kulun, günün beş vaktinde Allah’a verdiği sözü (ahdi) yenileyiştir. Beş vaktin dışında kalan ara vakitlerde ise Allah’ı ve Allah’a verdiği sözü zikrederek; hatırlayarak Allah’ın rızasını umarak vahye uygun bir hayat sürmeye programlanıştır.
    Namaz dışında kalan hayat, namazda verilen sözlerin yerine getiriliş zamanıdır.
    Aslında bütün hayat, namazdan başka ne ki!.. Daha adımız konulmadan, kulağımıza okunan ezanla başlayan hayat serüveni, bir dua olan cenaze namazımızla noktalanıyor… Ezan ve dua… İkisinin arasında kalan hayat, namazın ta kendisi… Müslüman’ın hayatı namaz gibi geçen bir ömürden ibarettir.
    Bu nedenle Rabbimiz: “Sana ölüm gelinceye dek Rabbine ibadet et” buyuruyor.3
    Bu nedenle Müslüman kul: “…Benim ibadet ve itaatim, kulluğum, hayatım ve ölümüm; âlemlerin Rabbi Allah içindir” diyor.4
    “sîmâhum fî vucûhihim min eseri’s sucûd”: (Onların yüzlerinde (görüntülerinde bütün hayatlarında) secdelerin (Allah’a itaatin) izinden nişanlar vardır. (Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar…)”5
    Sîmâ: Yüz, işaret, iz, alâmet, nişan, yüz özelliği ve fizyonomi anlamına gelir.
    Vucûh: “Vech”in çoğulu. Yüzler demektir. Bazı ayetlerde; bütün benlik, zat6, itibar7 ve yöneliş,8 yön, şeriat,9 gidilen yol mezhep, Allah’ın memnuniyeti10 anlamında kullanılmıştır.
    Rahman süresinde: “Her kim varsa fanidir. Güç ve ikram sahibi olan Rabbin yüzü (zatı) bakidir”11 buyrulur.
    Bu ayetten anlaşılan; yüzden maksat; bizzat kendisidir. Bütün şahsiyetidir.
    Bir başka ayette; "Onları, yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın"12 buyrulur.
    Bir deyim olarak kullanılan “yüzün ağarması” da bu anlamda kullanılmaktadır. Ayette şöyle ifade ediliyor: "Bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün..."13
    Konu edindiğimiz ayeti de aynı şekilde düşünebiliriz…
    Yüz, insanın aynasıdır. Mutlu insan, mutsuz insan, hüzünlü insan, asabi insan… Ağlayan, gülen, sevinen insan; yüzünden anlaşılır. Yüz, insanın aklını, gönlünü ve bütün uzuvlarını temsil eder. İnsanlar daha çok yüzlerinden tanınırlar.
    Anlaşılıyor ki; yüzden maksat; insanın bütün düşünce ve davranışlarıdır.
    Yüz, bir bakıma insanın hem keyfiyet, hem de kemiyet anlamında şahsiyetinin kimliğidir.
    Başa aldığımız ayeti şöyle de yorumlayabiliriz: “Secdede (namazda) verdikleri sözü, bütün hayatlarına yansıtan insanların; inanç, düşünce ve davranışlarına, ahlaklarına, kişilik ve duruşlarına bakarak O Müslümanları tanırsın.”
    Her sözünde ve her işinde, vahyin güzel kokusu duyulan insandır Müslüman. Vahyi öyle yaşar ki; her halinde vahyin örneğini görür insanlar onda. Müslüman, adeta vahyin somutlaşmış şeklidir. Mananın, maddeye dönüşmüş şekli… Vahiy, Müslüman’ın hayatında dile gelir… Tanınmaz mı böyle Müslüman?
    Namaz kılan Müslümanlar tanındığı gibi; “Suçlu günahkâr (kimseler de) simalarından (ortaya koydukları düşüncelerinden ve davranışlarından) tanınırlar.”14 Yüz, belirttiğimiz gibi insanın aynasıdır. İnsanların iç güzelliklerini ve çirkinliklerini çoğu kez yüzlerinden okursunuz…
    Secde (namaz, Allah’a ibadet ve itaat); aklı, gönlü, düşünceyi, sözü; bütün azaları; bütün davranışları; bütün hayatı güzelleştirdiği gibi; bizzat insanın bilinen yüzünü de güzelleştirmez mi dersiniz?.. Her düşüncesi, sözü ve davranışıyla güzel olan Müslüman’ın, yüzü de güzel olacaktır elbet. Müslüman, güzel insan demektir…
    Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan; kâfirler gibi düşünüp yaşayan, fakat Müslüman olduklarını söyleyen kimseler, nelerinden, nasıl tanınacaklar?
    Hayatlarında namazın izini taşımayanlar; hayat bulması için İslam’ı yüreklerine ekemeyenler; namaz ile dirilemeyen insanları kim tanır Müslüman olarak!..
    Kılsa da; namazı niçin kıldığını, ne yaptığını, Rabbe ne söz verdiğini bilmeyen; kıldığı namazın izi, düşünce ve davranışlarında görülmeyen insanı tanımak da zor. Kınıyor Rabbimiz onları: “Yazıklar olsun namaz kılan kimselere ki; onlar, namazlarında gaflet içerisindeler”15 buyuruyor.
    Kıldığımız namazın izi, bizde görülmeyecekse; okuduğumuz Kur’an, yaptığımız dualar düşünce ve davranışlarımıza yansımayacaksa; neden okuyoruz Kur’an’ı? Niçin samimi olmadığımız duaları yapıyoruz? Namazı ne diye kılıyoruz?
    Bize bakan, yüzümüzden (hayat tarzımızdan) bizim Müslüman olduğumuzu tanımıyorsa; o kimseyi, lisan-ı halimizle vahiy ile tanıştıramıyorsak; Müslümanlığımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekir sanıyorum.


    Adil Akkoyunlu


    ……………………………………………………………..

    1 Fetih: 48/29
    2 Bakınız: Ankebut: 29/45; Hud: 11/114
    3 Hicr: 15/99
    4 Enam: 6/162, 163
    5 Fetih: 48/29
    6 Bakınız: Rahman: 55/27; Kasas: 28/88
    7 Al-i İmran:3/45
    8 A’raf: 7/29; Al-i İmran:3/20
    9 Bakara: 2/148
    10 Leyl: 92/20
    11 Rahman: 55/26, 27
    12 Mutaffifîn:83/24
    13 Al-i İmran:3/106
    14 Rahman: 55/41
    15 Maun: 107/4, 5


    _________________





      Forum Saati Ptsi Nis. 23, 2018 5:12 pm